27 Ekim 2014 Pazartesi

bak
deniz de içine kıvrılıyor
en derin dibine dokununca yükseliyor

aurora

fırtına ortasıyla oturuyorum
    kumuldan bir sandalye
başım dönerek gök yükseliyor
saçlarım bin türlü elektrik kollarımda dalga kumun içi

nasıl gece yırtılınca
o gezegen ayakalarımda çözülmüş
sen ağacın dibiyle kök olmuş
tuzu dünyanın alevine değiyor
çukurlar okyanus oluyor

içim nereye akıyor bakamıyorum
kayıyorlar kayıyor yıldızı uzaya firlatıyor
bir dal zevkten kıvrılmış
göğsünde şarkı dinliyor

içimden geçiyorsun
içinden geçiyorum
içimden geçiyorsun
içinden geçiyorum
şarkının sesi bu devinim
ritmini böyle buluyor

25 Nisan 2014 Cuma

What if the beast escapes (apes have it good) 
and separates like a cloud (loud like a fault)... 
it all happened on the same grey line between 'black magic' and 'white magic'. 
a bite from the beginning
o my chemical engineers o my timeless crystallizers being in itself

27 Kasım 2013 Çarşamba

She plays like a lady of otantro
Play as a bat dormant
Play up necrophiliac
Play is demented necrophiliac, absent
Sleeping abducted, guard
Sleeping apart, lost
His sleep was shot as hiddencliff

8 Eylül 2013 Pazar

yumuşak uzay

15 Ağustos 2013 Perşembe

kaç katman

dün gece sana olan mesafemi ölçtüm
sonra başka bir dünyada sana olan uzaklığımın bana olan yakınlığı
çoğalan zevki hep karıştırmaktı biçim
nasıl bir hesapta bulursun ki kendine çıkıyorsun o yolu dedim
bıraktım sonra arkasına usulca düşsün
arkasına inanması güç olmuş ona çünkü
ah etlerini bağladığı güzel kemiğin güzel sesli tarlası
fazlı ışıldaklar ve gölgelerden
fısısltılarla uyutmuşlar onu kendinden uzağa gitmiş
nasıl bir doğruda batıdan ölçmeyi doğunun başına dokunmadan
kalabalık sade seni ortasına oturtunca esebilen bir rüzgar

başkasına benzeşmenin parçalanan hecelerce dile düşmesi
yüzünü kaldırıp altına dokunan oldu mu senin
iki eliyle ıslak derisizliğine sarılan oldu mu

öyle boş bakıyorum ki benden gerisini gör bir alemin göz deliği
baktıkça içine eğiliyorum
biz aynısına bakmıyoruz ta başından
sonra san ki seni yollar yaratyor
bak uzamdan çoksa nasıl biri diyor
orada değilse nasıl yine de orada
bir çocuk tanrı var diyorum ne değerli bir kristal
o uyuyamadığında kendi güzelliğinin derin uykusunda

sesin sen yokken asıl seni seviyor
sen dediğimde 3 4 5 kulağa dolaşıyor
ben de bu çarpışan yanımın cismiyim
kaç kez kulağın kalbinde titremiştin


bak sana söylediklerim var
ona söylediklerim başka mı ona
aynı ayın görmediğim başka yüzü başka
kaç kez
biri diyor en fazla iki için
iki ayrık nokta bir çizgiyle uzanıyor
sabah yeni uyanmış esniyor için
bir hapşırık zerresinde gizlenmiş geziniyor
giz dediğim bağırmadığında en küçük hali onun

kolları sevgilin ağaçların
uyku onun yaprakların
damar kabarıyor büyüyor büyüyor büyüyor kemikler bırakmadan 
yırtıp gitmiyor
ve içi dışına heyecanlı kırmızıdan
kırmızım soruyor senin için
açıktan yeşil misin

her damarla bir kalp tabaklar çarpıyor
boşalıyor suyu
perdeler saklamış rengini
kimbilir nereye mor kim için yukarı
mavilere oturuyor yolda onların serin serin

uzaktan akan bir gezegen gibi yutulmuşluk
onun ay bulutlar dokunan güneşin
dikili içimden yakın bir hücrenin zirvesine
derinin üstünden altından bu konu derin

seni uzaktan sevmek aynı şarkı bir seferinde
söylemek onu her biri için
aşkların en gerçeği gerçeğindışı
o sadece yarattı rüyayı
uzun serilen kolları uyuyanları

yudum yudum sütü dökerek aşağılara
üstündeki bir his gizlidir delikten
içimi içimden çeken şey için
ağzının göl karanlığında yine uzayı aramak için

bu dünya bizden kopan bir parça
ve biz bu dünyanın en güzel öncesiyiz

   yarı

güzel insan ilk
ilk eski masalın likite ayrılmış elinde kendi olan ruhunu yakalamış
eklemiyle büyüyen toy bir oyuncak insan içi
bırakmak bir yakarış çocukluğuna bir mesaj olur
bu yüzden hayır olmaz diyor ruhunu aç tutacak hep
kendini bir sevse daha bir çocuk yine ozaman beni de ruhu

bu dünya boynuzun en uçundan çıkıktı ilk
bilmiyordu dışardan nasıl oraları
nefesi kesilince ciğerini buldu nefsi ilk
kendini terden yaratıp kana kana içmeler nefis
ince beyazdan parçaları göğüs kafesinde korudu
ortasından mühürledi bir davulcu çalsın tüm varlık için
kendini sevebilmek bir gün yakın ona
ama ilk yarayı kim açtı
başksının acısını kendine saydı
geri ver onu
güneşte elektirk bir fırtına gizli bir seremoni
güzel insan ilk
ruhunun annesi babasının
işte öyle vahşi bir kahin masalının
 

bırak kuşları gökyüzü gibi uçsunlar
ayrı tutma bir yağmurdan
sadece kavuşsun tek olmaktan korkusun
sen çağırmadan gelmeyenler efsunlar
ismini nasıl koydun ya herr şeyin
o şey senin kulağına ne fısıldamıştı o sade seni ortasına oturtunca esebilen bir rüzgar
hatırladığın şey yaslanmak bir ıssız kuytuya ve unutmak

buradasın benimle ve benimle değilsin burada
geçmiş şimdiki gelecek zaman 
karşısına durma yok bu böyle bir zaman
yakından yakan uzaktan sis ve duman
ya tam tersi bütün bir anlam
ya çapraz kurulan bir daha katman